|
NİETZSCHE ve
NASYONEL SOSYALİZM
Nietzsche idealist ahlaka saldırmıştır.
İyilik ve acımayla alay etmiş ve insancıl duyarlılık
altına gizlenen ikiyüzlülüğün ve erkeklik eksikliğinin
maskesini çıkarmıştır. Proudhon ve Marx gibi, savaşın
yararlı yönünü onaylamıştır. Dönemim siyasi partilerinin
çok uzağında, "dünyanın efendileri" aristokrasinin
ilkelerini dile getirmiştir. Fırtınalı ve tehlikeli
yaşam için tercihini kullanarak bedensel güzelliği
ve gücü övmüştür. Liberal idealizmin tersine, bu kesin
değer yargıları, faşistleri ona başvurmaya ve anti-faşistleri
de onu Hitler'in habercisi olarak görmeye yöneltmiştir.
Nietzsche, şiddete karşı uzlaşımsal
sınırların aşılacağı, gerçek güçlerin ölçüsüz yoğunluktaki
uyuşmazlıklar içinde çarpışacağı, varolan her değerin
maddi açıdan ve kabaca yadsınacağı zamanın yakın olduğunu
sezmişti. Sertliği sınırları aşacak bir savaşlar döneminin
yazgısını düşündüğünde, ne bu savaşlardan ne pahasına
olursa olsun kaçınılması gerektiği, ne de deneyimin
insani güçleri aşması gerektiği fikrinde değildi.
Ona göre, bu felaketler bile, durgunluğu, burjuva
yaşamın yalancılığına, ahlak hocaları sürüsünün mutluluk
yalancılığına, tercih edilebilirdi. İlke olarak şunu
koyuyordu: Eğer insanlar için gerçek bir değer varsa
ve basmakalıp ahlakın ve geleneksel idealizmin hükümleri
bu gerçek değerin gelişinin engelliyorsa, yaşam basmakalıp
ahlakı altüst eder. Aynı şekilde Marksistler, bir
devrimin şiddetini reddeden ahlaksal önyargıların
yüksek bir değer (proleterlerin özgürleşmesi) karşısında
boyun eğdiğini biliyorlar. Nietzsche'nin olumladığı
değerin, Marksizmin değerinden farklı olarak, evrensel
değeri az değildir: İstediği özgürlük bir sınıfın
diğerleri karşısında özgürlüğü olmayıp, en iyi temsilcilerinin
oluşturduğu tür içinde insan yaşamının geçmişin ahlaksal
kölelerine karşı özgürlüğüdür. Nietzsche, artık trajik
yazgıdan kaçmayacak, bu yazgıyı sevecek ve bunu tamamen
isteğine uygun biçimde temsil edecek, artık kendisine
yalan söylemeyecek ve toplumsal köleliğin üstüne çıkacak
bir insanı düşlemiştir. Bu tür insan, genelde bir
işlevle yani insansal olabilirliğin yalnızca bir bölümüyle
aynılaşan güncel insandan farklı olacaktı: Bu kısaca,
bizi sınırlayan köleliklerden kurtulmuş
bütün insan olacaktı. Modern insanla
üstün insan arasında olan bu özgür ve egemen insanı
Nietzsche tanımlamak istemedi. Çok haklı olarak özgür
olan şeyin tanımlanamayacağını düşünüyordu. Hiçbir
şey, henüz olmamış bir şeye yer vermekten ve onu sınırlamaktan
daha boşuna olamaz: Bunu istemek gerekir ve geleceği
istemek, her şeyden önce, geleceğin, geçmişle sınırlanmama
ve bilinenin aşılması olma hakkını tamamıyla tanımaktır.
Üzerinde ısrarla durduğu geleceğin geçmişe üstünlüğü
ilkesiyle(1), Nietzsche, ölüm sözcüğü altında yaşamın
ve tepki sözcüğü altında düşün lanet okuduğu şeye
en yabancı olan insandır. Gerici bir faşistin veya
başka bir gericinin fikirleriyle Nietzsche'ninkiler
arasında bir farktan daha fazla bir şey vardır: Kökten
bir uyuşmazlık. Nietzsche, her hakka sahip gördüğü
geleceği sınırlamayı reddetmekle birlikte, bu geleceği
belirsiz ve çelişkili önermelerle çağrıştırmış, bu
da aşırı karışıklıklara neden olmuştur: "Dünyanın
efendileri"nden söz ettiğini ileri sürerek, ona,
seçimle ilgili politik terimlerle, ölçülebilir bazı
eğilimler atfetmek boşunadır. Onun açısından burada
söz konusu olan, olabilirliğin rastlantısal bir canlandırılıştır.
Görkemli olmasını arzuladığımız bu egemen insanı,
çelişkili olarak, kimi kez zengin ve kimi kez bir
işçiden daha yoksul, kimi kez güçlü, kimi kez köşeye
sıkıştırılmış biri olarak kafasında canlandırmıştır.
Ona, kurallara karşı gelme hakkı tanıdığı gibi, ondan,
her şeye katlanma erdemini istemiştir. Zaten onu genel
olarak, iktidardaki insandan ayrı tutuyordu. Hiçbir
şeyi sınırlandırmıyordu, bir olabilirlikler alanını
yapabildiği kadar özgürce betimlemekle yetiniyordu.
Nietzscheciliği tanımlamak gerekirse,
yaşama, idealizme
karşı çıkma hakkı veren doktrinin bu bölümüne takılıp
kalmanın çok az ağırlığı olduğunu zannediyorum. Klasik
ahlakın reddi, Marksizmin(2), Nietzscheciliğin ve
Nasyonel Sosyalizmin ortak fikridir. Temel olan tek
şey, yaşamın büyük haklarını olumlamasını sağlayan
değerdir. Bu yargı ilkesi oluştuktan sonra, ırkçı
değerlere mal edilen Nietzscheci değerler bütün olarak
tam zıt konuma yerleşmektedir.
...- Nietzsche'nin
ilk girişimi, entellektüel olarak tüm zamanların en
üstün insanları olan Greklere duyduğu bir hayranlıkla
başlamaktadır. Üçüncü Reich'da küçültülen kültürün
amacı askeri güçken, Nietzsche'ye göre her şey kültüre
bağımlıydı.
...- Nietzsche'nin
yapıtının pek anlamlı özelliklerinden biri, diyonizyak
değerlerin, yani sınırsız sarhoşluğun ve heyecanın
yüceltilmesidir. Rosenberg'in "XX. Yüzyılın Miti"
adlı yapıtında Diyonizos dininin Ari ırkla ilgisi
olmadığını söylemesi rastlantı değildir!... Hızla
bastırılan eğilimlere rağmen, ırkçılık yalnızca askeri
değerleri kabul ediyor: "Gençliğin kutsal tahtalar
yerine stadyumlara gereksinimi vardır", diyordu
Hitler.
...- Geçmişin
gelecekle olan zıtlığından daha önce söz etmiştim.
Nietzsche tuhaf bir şekilde kendini
geleceğin çocuğu olarak gösteriyor.
Kendisi bu adı vatansız varlığına bağlıyordu. Aslında
vatan geçmişin içimizdeki payıdır ve Hitlercilik değer
sistemini bunun üzerine, dar olarak yalnızca bunun
inşa etmiştir. Hitlercilik yeni bir değer getirmemiştir.
Dünyaya Almanların basitliğini ilan eden Nietzsche'ye,
hiçbir şey bunun kadar yabancı değildir.
...- Nasyonel
Sosyalizmin Chamberlain'den önceki iki resmi habercisi
de Nietzsche'nin çağdaşlarıydılar: Wagner ve Paul
de Lagarde. Nietzsche takdir edildi ve propaganda
tarafından öne çıkarıldı, ama Üçüncü Reich onu, diğer
ikisine gerektiğinde yaptığının aksine, kendi bilginlerinden
biri olarak değerlendirmedi. Nietzsche Wagner'in dostuydu,
ama onun Fransız sevmez, Yahudi düşmanı şovenizminden
tiksinerek ondan uzaklaştı. Pangermanist Pual de Lagarde'e
gelince, bir metin bu konudaki kuşkuları yok ediyor.
Nietzsche, Thédore Fritsch'e şöyle yazar: "Geçen
ilkbaharda Paul de Lagarde adındaki bu duygusal ve
kendini beğenmiş dikkafalının yapıtlarını okurken
ne kadar güldüğümü bir bilseydiniz..."
...- Bugün,
Yahudi karşıtı aptallığın Hitlerci ırkçılık için sahip
olduğu anlama dayanıyoruz. Hitlercilikte Yahudi nefretinden
daha temel hiçbir şey yoktur. Nietzsche'nin şu davranış
kuralı buna karşı çıkıyor: "Irkların bu küstah
üçkağıtçılığı içinde olan kimseyle görüşmeyin."
Nietzsche, hiçbir şeyi Yahudi karşıtlarına olan nefreti
kadar açık dile getirmemiştir.
Bu son nokta üzerinde durmalıyız. Nietzsche'nin
Nazi pisliğinden temizlenmesi gerekir. Bunun için
bazı komedileri ortaya koymalıyız. Bunlardan biri,
filozofun bu son yıllara kadar yaşayan (1935'de öldü)
öz kız kardeşinin işidir. Nietzsche düşmanı Bernard
Foerster ile 1885 yılındaki evliliği nedeniyle erkek
kardeşiyle doğan sorunları unutmamıştı.
Nietzsche'nin kız kardeşine, eşinin partisine
olan ve mümkün olduğunca
vurguladığı tiksintisini ilettiği bir mektup
yayınlamıştı. Oysa 2 Kasım 1933'te bayan Elisabeth
Judas Foerster, Weimar'da, Nietzsche'nin öldüğü evde,
Üçüncü Reich'in Führer'i Adolf Hitler'i kabul ediyordu.
Bu görkemli ortamda, bu kadın Bernard Foerster'in
bir metnini okuyarak ailenin düşmanlığını kanıtlıyordu!
4 Kasım 1933 tarihli "Temps"
gazetesi şöyle yazıyordu.
"Şansölye Hitler, Essen'e gitmek
için Weimar'ı terk etmeden önce ünlü filozofun kız
kardeşi Bayan Elisabeth Foerster Nietzsche'yi ziyaret
etti. Yaşlı kadın ona, kardeşine ait olan bir kılışlı
bastonu hediye etti. Ona Nietzsche'nin arşivini gösterdi."
"Bay Hitler, Almanya'da Yahudi zihniyetinin
yayılmasına karşı çıkan, Yahudi karşıtı eylemci doktor
Foerster'in 1879'da Bismarck'a hitaben yazdığı makalenin
okunmasını dinledi. Bay Hitler, elinde Nietzsche'nin
bastonu ile alkışlar arasında kalalabalığın içinden
geçti."
Nietzsche, 1887'de Yahudi-karşıtı Thédore
Fritsch'e yazdığı küçümseyici mektubu şöyle bitiriyordu:
"Ama son olarak, Zerdüşt adı Yahudi-karşıtı insanların
ağzından çıktığı zaman ne hissetmemi isterdiniz?"(3)
Nietzsche Üzerine, Georges Bataille
Ekler, I.
1. Nietzsche'nin geleceğin geçmişe
üstünlüğü fikrinin, (...) geleceğin şimdiye üstünlüğü
fikriyle hiçbir ilgisi yoktur.
2. Marksizm, ahlak düzleminde Hegelciliğin
devamıdır. Hegel gelenekten önceden ayrılmıştı. Ve
Henri Lefebvre, haklı olarak, Nietzsche'nin "bilincinde
olmadan, Hegel'in tarihsel diyalektiği içinde bulunan
ahlakdışılığın bazen aşırı çoşkulu bir basitleştiricisi"
olduğunu söylemiştir. (H, Lefebvre, Nietzsche, s.
136). Lefebvre'in deyişiyle, bu noktada Nietzsche,
"açık kapıları devirmekten" sorumludur.
3. Bu sorunlarla ilgili olarak bkz. Nicolas,
De Nietzsche a Hitler, 1937. -Nietzsche et les fascistes.
Une réparation (Acéphale, Ocak 1937, Özel sayı). -Henri
Lefebvre, Nietzsche, 1939 (E.S.I.) s. 161 vd.
|