:: Nietzsche : Felsefe ::
Nietzsche, felsefe, edebiyat
Nietzsche, felsefe, edebiyat

Hakkında/Postmodernizmin yolaçıcısı olarak Friedrich Nietzsche


POSTMODERNİZM ve NİETZSCHE

 

Bu yıl Adatepe’deki ‘Taşmektep Seminerleri’ne, çok istememe rağmen katılamadım. Orada, aziz dostum Oruç Aruoba ile birlikte, ‘Postmodernizmin Yolaçıcısı Nietzsche’ konulu ve bir hafta sürecek bir seminer verecektik;–kısmet değilmiş; gidemedim! Ama aldığım notların bir bölümünü, Adatepe’ye beni de dinlemek üzere giden dostlarımın görüşüne sunmaktan alamadım kendimi.

Hemen belirteyim ki, bunlar, bir Nietzsche defterine alınmış notlardır ve kendi içinde bir bütünlük göstermeyebilir. Belki de, böyle bir bütünlük göstermemesi, Nietzsche’nin ‘parçalı yazı’sına daha uygun düşüyordur..

Önce ‘parçalı yazı’yı açmak gerekir. ‘Parçalı yazı’ (‘écriture fragmentaire’), Maurice Blanchot’nun. Blanchot, Nietzsche’nin sağken yayımladığı metinlerin çelişkili ve aforizma biçiminde yazılmış, sistematik olmayan metinler olduğunu söyler. Ernest Behler de Confrontations’da ‘parçalı yazı’‘her şeyden önce bir sistemin reddi, eksik olan’a tutku, düşüncenin tamamlanmamış devinimi’ olarak tanımlar.

Nietzsche’nin, ‘parçalı yazı’ dolayımında, postmodern düşüncenin yolaçıcısı olduğu söylenegelmiştir; –doğrudur da! Ama elbette bu yolaçıcılığın hangi bağlamda gerçekleştiği üzerinde durulmak koşuluyla!

Bu bağlam, bana göre elbet, Nietzsche’nin Nachlass’da (903) dile getirdiği şu önermede temellenir: ‘Olgular (tatsachen) yoktur, sadece yorumlar vardır.’ Önesürüşlerin, bir perspektiften doğru, bir başka perspektiften yanlış olabileceğini söyler Nietzsche ve ‘İnsanca, Pek İnsanca’da şunları ilave eder: ‘Filozof, insan hakkında ne söylediyse, temelde, sadece insanın son derece sınırlı bir zaman süresine tanıklık etmekten öte bir anlam taşımaz [...] Bengi olgular olmadığı gibi, saltık doğrular da yoktur.’ Öyleyse, şunu söylemek ister Nietzsche: Dünyanın okunabilmesi ancak parçalı yazıyla mümkündür. Dünya çoğulluktur ve çoğulluk da, elbet parçalı yazıyla okunabilir. Blanchot şöyle koyar meseleyi: ‘Dünyanın yorumlanması gerekir, yorum ise çoğuldur.’ Nietzche’nin Perspektivizmi’nden de anlaşılması gereken budur elbet...

Nietzsche’nin postmodernizme öncülük edişinde temelkoyucu kavramlardan birincisinin, ‘yorum’ olduğunu önesürmenin yanlış olmayacağını düşünüyorum. Kuşkusuz, olgulardan söz edilemiyorsa eğer, bu, önermelerimizin, doğru ya da yanlış olduğunu sınama olanağımızın bulunmadığı anlamına gelmez. Burada Nietzsche’nin kastettiği, ‘insanın son derece sınırlı bir zaman süreci’ndeki önesürüşlerinin, ‘doğru’ ya da ‘yanlış’ olmadığı değildir. O sadece, ‘bengi’ (‘ebedi’) olgulardan ve saltık (‘mutlak’) doğrulardan söz edilemeyeceğini bildirmektedir bize...

‘Olgular’ değil, ‘yorum’! Mesela sosyolojik anlamda ‘Toplum’dan ancak, ‘Toplum’ üzerine üretilmiş olan teoriler (Marx, Durkheim, Weber) bağlamında sözedilebilir;– her biri birer ‘yorum’dan başka bir şey olmayan bu teorilerin ötesinde ‘toplum’ diye bir olgu ya da gerçeklik yoktur. Derrida’yı açarak söylersem, ‘toplum’ bir ‘metin’den (‘texte’) başka bir şey değildir ve ‘metin dışı yoktur.’ (‘Il n’y a pas de hors texte’).

Pekiyi de, bu metin kendi kendini açıklayabilir mi? Blanchot, Nietzsche’nin ‘dünyayı düşünürken onu bir metin gibi düşün[düğünü]’ bildirir; Nietzsche için ‘Dünya’[nın da] bir metin’ olduğunu söyler, hemen arkasından şunları da ekleyerek: ‘Ama dünya metinde gösterilmez; metin dünyayı görülebilir, okunabilir (...] kavranabilir hale getirmez.[...] Dünya metni metne gönderir, tıpkı metnin dünyayı dünyanın olumlanmasına gönderdiği gibi. Metin: Tabii ki bir eğretileme [istiare, metafor H.Y.), ama eğer artık varlığın eğretilemesi olmadığını ileri sürüyorsa da, varlıktan kurtulmuş bir dünyanın eğretilemesi değildir; olsa olsa kendi eğretilemesinin eğretilemesi.’ Derrida’nın ‘metin dışı yoktur’ önermesini, Blanchot, ‘Dünya kendinin dışıdır’ diyerek tamamlar.

Olguların yerine yorumun ikame edilmesindeki Nietzsche’sel yaklaşım, bizi, ‘yorum’un yanısıra, ya da, onun arkasında duran bir başka kavrama götürür: ‘İcat’ (‘Erfindung’). Basitçe söylersek, her yorum, zorunlu olarak, bir ‘icat’tır;– bir olgunun ya da gerçekliğin ‘keşfi’ sözkonusu olamayacağına göre (varolan, orda duran bir şey ‘keşfedilir’ çünkü!), ‘yorum’, elbette ‘icat edilmiş’ olacaktır. Ama Nietzsche, daha da ileriye gider: ‘İcad’ı, ‘keşif’le değil, ‘köken’ (‘Ursprung’) kavramıyla karşıtlaştırır. ‘Şen Bilim’de, Schopenhauer üzerine yazdıklarına bakıldığında görülen şudur: Din, Bilgi, Şiir vb. gibi kavramların bir ‘köken’i yoktur. Din, Bilgi ve Şiir, önceden varolmadıkları için, mesela Schopenhauer’in Din’in kökeni üzerine önesürdüğü argümanların tümünün yanlış olduğunu söyler Nietzsche. Foucault’nun da Dits et Ecrits’te (II, 543) belirttiği gibi, ‘icat’tan söz etmek demek, ‘köken’den söz edememek demektir.


Hilmi Yavuz
16.07.2003 - Zaman Gazetesi

...................................*...................................
* *
Escher


Nietzsche

Nietzsche

Nietzsche

x

iletişim: nietzsche@ayrinti.net 2002 - 2008

Clicky Web Analytics Hosting