Home > Kültür & Düşünce > Edebiyat > Nâzım Hikmet Kimdir? Memleketten Dünyaya Uzanan Şiir Çınarı

Nâzım Hikmet Kimdir? Memleketten Dünyaya Uzanan Şiir Çınarı

Nâzım Hikmet'in memleket hasretini, edebi sürgün yıllarını ve dünya şairi kimliğini simgeleyen sinematik portre.

Türk şiirinin sınırlarını aşarak dünya edebiyatının en görkemli zirvelerinden birine yerleşen Nâzım Hikmet, yalnızca bir şair değil; aynı zamanda bir çağın, bir coğrafyanın ve insanlık idealinin en gür sesidir. Eserleri elliden fazla dile çevrilen, uluslararası barış ödüllerine layık görülen ve şiirleri dünyanın dört bir yanındaki meydanlarda yankılanan bu büyük usta, “romantik komünist” ve “romantik devrimci” sıfatlarıyla anılır.

Peki, geleneksel hece ölçüsünü yıkarak Türk şiirine serbest nazmı ve fütürizmi getiren, hayatının en verimli yıllarını hapishanelerde ve sürgünde geçiren Nâzım Hikmet Ran gerçekte kimdir? Onun dizelerinde yatan ve on yıllardır milyonlarca insanı derinden etkileyen o eşsiz tılsım nereden gelmektedir?

Bu kapsamlı biyografide, Selanik’ten Moskova’ya, Bursa Cezaevi’nden Havana’ya uzanan, memleket hasretiyle kavrulmuş bir yaşamın izini sürüyoruz.

Kökleri, Çocukluğu ve Şiirle İlk Tanışma

15 Ocak 1902’de, o dönem Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde olan Selanik’te dünyaya gelen Nâzım Hikmet, köklü ve bürokratik bir aileden geliyordu. Babası Hikmet Bey çeşitli illerde valilik yapmış bir bürokrat, annesi Celile Hanım ise ressam, dil bilen ve dönemin entelektüel kadınlarından biriydi. Nâzım’ın sanatla, edebiyatla ve şiirle tanışması tesadüf değildi; dedesi Nâzım Paşa da Mevlevi tarikatına mensup bir şairdi.

İlk şiiri olan “Feryad-ı Vatan”ı henüz 11 yaşındayken kaleme aldı. Bu şiir, Balkan Savaşı’nın yarattığı hüznü ve toplumsal travmayı yansıtıyordu. Gençlik yıllarında yazdığı şiirler, dönemin hakim akımı olan Milli Edebiyat’ın etkisinde, hece ölçüsüyle yazılmış vatanperverane eserlerdi. Mekteb-i Bahriye’de (Deniz Harp Okulu) eğitim gördü; ancak geçirdiği bir rahatsızlık (plörezi) nedeniyle askerlikten çürüğe ayrılmak zorunda kaldı. Bu ayrılış, onun rotasını tamamen edebiyata ve toplumsal mücadeleye çevirmesinin ilk adımı oldu.

Anadolu’ya Geçiş ve Kurtuluş Savaşı Yılları

İstanbul’un işgal altında olduğu günlerde, Nâzım Hikmet ve yakın arkadaşı Vâlâ Nureddin (Vâ-Nû), Milli Mücadele’ye katılmak üzere gizlice Anadolu’ya geçtiler. Ankara’ya vardıklarında Mustafa Kemal Paşa ile kısa bir görüşme fırsatı buldular. Paşa onlardan, İstanbul’daki gençleri Milli Mücadele’ye teşvik edecek bir şiir yazmalarını istedi. Yazdıkları şiir öylesine etkili oldu ki, ikili cepheye gönderilmek yerine Bolu’ya öğretmen olarak atandı.

Ancak Anadolu’nun yoksulluğu, eşitsizliği ve halkın çektiği çileler, Nâzım’ın dünya görüşünde derin kırılmalar yarattı. Geleneksel milliyetçilik anlayışından uzaklaşarak, ezilen sınıfların ve dünya halklarının kurtuluşunu savunan Marksist ideolojiye yönelmeye başladı. Bu ideolojik arayış, onu devrimin başkenti Moskova’ya doğru yola çıkaracaktı.

Moskova Yılları, Fütürizm ve Mayakovski Etkisi

Nâzım Hikmet'in Rus fütürizminden etkilenerek Türk şiirinde gerçekleştirdiği biçimsel devrimi ve serbest nazmı anlatan illüstrasyon.

1921 yılında, Karadeniz üzerinden zorlu bir yolculukla Sovyetler Birliği’ne giden Nâzım Hikmet, Moskova’da Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde (KUTV) ekonomi-politik ve sosyoloji eğitimi aldı. Bu dönem, onun sadece siyasi görüşlerinin değil, sanatsal çizgisinin de kökten değiştiği yıllardır.

Moskova’da, Rus fütürizminin önde gelen ismi Vladimir Mayakovski ve tiyatro yönetmeni Vsevolod Meyerhold ile tanıştı. Mayakovski’nin şiirdeki devrimci ve serbest yapısı, basamaklı dize tekniği ve sokak dilini şiire entegre etme cesareti Nâzım’ı büyüledi. Türkiye’ye döndüğünde, Divan edebiyatının aruzunu ve Milli Edebiyat’ın hece ölçüsünü bir kenara bırakarak, Türk şiirinde yepyeni bir sayfa açtı. “835 Satır”, “Jokond ile Si-Ya-U” ve “Taranta-Babu’ya Mektuplar” gibi eserleriyle edebiyat dünyasına adeta bir bomba gibi düştü.

Şiirlerinde tıpkı Friedrich Nietzsche’nin “Üstinsan” felsefesiyle eski değerleri ve putları yıkması gibi, Nâzım da edebiyatın kurallarını yıkıyor, daktilo seslerini, fabrika çarklarını ve sokaktaki insanın ritmini dizelerine taşıyordu.

Demir Parmaklıklar Arkasında Bir Dev: Cezaevi Yılları

Nâzım Hikmet'in hapishane yıllarını ve demir parmaklıklar ardında Memleketimden İnsan Manzaraları'nı yazış sürecini yansıtan görsel.

Nâzım Hikmet’in edebi dehası ne kadar büyükse, ödediği bedel de o kadar ağır oldu. Şiirleri ve yazıları nedeniyle defalarca tutuklandı. 1938 yılında, “orduyu ve donanmayı isyana teşvik” gibi asılsız ve zorlama suçlamalarla 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul, Çankırı ve en uzun süre kalacağı Bursa Cezaevi’nde tam 12 yılını demir parmaklıklar ardında geçirdi.

Ancak cezaevi, onun sesini kısamadı; aksine, edebi üretimi için bir “akademiye” dönüştü. Tıpkı 12 Eylül döneminin acılarını edebiyata döken Şakir Bilgin gibi, Nâzım da hapishaneyi bir direniş alanına çevirdi. Orhan Kemal ve İbrahim Balaban gibi genç yetenekleri hapishanede keşfetti ve yetiştirdi.

En büyük başyapıtı olan **”Memleketimden İnsan Manzaraları”**nı bu dört duvar arasında kaleme aldı. Bu devasa epik eser, bir tren yolculuğu üzerinden Türkiye’nin siyasi, sosyal ve kültürel bir haritasını çıkarıyordu. Aynı dönemde eşi Piraye’ye yazdığı mektuplar ve şiirler (“Saat 21-22 Şiirleri”), Türk edebiyatının en lirik ve sarsıcı aşk metinleri olarak tarihe geçti.

Sürgün, Yabancılaşma ve Hasret

1950 yılında, hem yurt içinde başlatılan kampanyalar hem de Pablo Picasso, Jean-Paul Sartre, Louis Aragon gibi dünya aydınlarının baskısıyla çıkarılan genel aftan yararlanarak serbest kaldı. Ancak sürekli polis takibinde olması ve 50 yaşına yaklaşmasına rağmen çürüğe ayrıldığı askerliğe çağrılması, hayatına yönelik ciddi bir tehdit hissetmesine neden oldu. 1951 yılında, bir tekneyle Karadeniz üzerinden yeniden Sovyetler Birliği’ne kaçmak zorunda kaldı. Bu kaçışın ardından Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarıldı.

Hayatının geri kalanını Moskova’da geçiren Nâzım Hikmet, bu dönemde sık sık yurt dışı seyahatlerine çıktı. Çin’den Küba’ya, Paris’ten Prag’a kadar dünyayı dolaştı, barış konferanslarına katıldı. Doğu Avrupa ülkelerinde, özellikle Macaristan ve Bulgaristan’da büyük bir ilgiyle karşılandı; eserleri bu dillerde milyonlarca baskı yaptı. Ancak bu “dünya vatandaşlığı”, içindeki memleket hasretini asla dindiremedi.

Gurbet yıllarında yazdığı şiirlerde melankoli, ölüm korkusu ve Anadolu’ya duyduğu bitmek tükenmek bilmeyen özlem hakimdi. Bu melankolik ve derin yapı, modern Türk edebiyatında varoluşsal sancılar çeken Tezer Özlü ve Ayten Mutlu gibi isimlerin edebi zeminine de dolaylı yoldan ilham vermiştir.

Nâzım’ın Türk Edebiyatındaki Yeri ve Yenilikleri

Nâzım Hikmet'in meşhur Salkımsöğüt şiirinden ve Moskova'daki gurbet yıllarındaki derin melankolisinden ilham alan sanatsal görsel.

Nâzım Hikmet, Türk şiirinde form ve içerik devrimi yapmış bir öncüdür. Sadece serbest nazmı getirmekle kalmamış;

  • Görsel Şiir: Dizeleri sayfa üzerinde bir resim gibi basamaklandırmıştır.
  • Dilin Demokratikleşmesi: Halkın günlük konuşma dilini, deyimleri ve türkü formlarını modern şiirle harmanlamıştır.
  • Evrensel Temalar: Yerel olanı (memleket insanını) anlatırken, evrensel insanlık durumlarını (aşk, ölüm, adalet, sömürü) eşsiz bir diyalektikle yakalamıştır. Tıpkı Charles Darwin‘in bilim dünyasında yaptığı köklü paradigma değişimini, o Türk edebiyatında gerçekleştirmiştir.

Sonuç: Memlekete Hasret Kapanan Gözler

3 Haziran 1963 sabahı, Moskova’daki evinden posta kutusundaki gazeteleri almak üzere kapıya yöneldiğinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayata veda etti. Cenaze törenine binlerce kişi katıldı ve Novodeviçi Mezarlığı’na defnedildi. “Anadolu’da bir köy mezarlığına gömülme” vasiyeti henüz yerine getirilememiş olsa da, o dizeleriyle her gün memleketinin sokaklarında, meydanlarında ve gençlerin dudaklarında yaşamaya devam etmektedir.

2009 yılında, Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu kararıyla vatandaşlığı ölümünden 46 yıl sonra iade edildi. O, ideolojileri, sınırları ve zamanı aşan; insana dair olan her şeyi büyük bir sevgi ve ustalıkla işleyen ölümsüz bir şiir çınarıdır.

📌 Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

1. Nâzım Hikmet neden hapis yattı? Şiirleri ve yazıları aracılığıyla komünizm propagandası yapmak, orduyu ve donanmayı isyana teşvik etmek gibi siyasi gerekçelerle yargılanmış ve hayatının yaklaşık 13 yılını cezaevlerinde geçirmiştir. Davalarının çoğu hukuki değil, dönemin siyasi atmosferinin bir sonucuydu.

2. Nâzım Hikmet’in en bilinen eserleri nelerdir? Memleketimden İnsan Manzaraları, Kuvâyi Milliye Destanı, Benerci Kendini Niçin Öldürdü?, Taranta-Babu’ya Mektuplar ve Sevdalı Bulut en önemli eserleri arasındadır.

3. Nâzım Hikmet’in mezarı neresidir? Mezarı, Rusya’nın başkenti Moskova’da bulunan ünlü Novodeviçi Mezarlığı’ndadır.

Leave a Reply