Türk edebiyatında “gurbet” ve “sürgün” temalarını işleyen çok yazar vardır; ancak hem öğretmen, hem siyasi tutuklu, hem yazar hem de başarılı bir iş insanı olanların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Şakir Bilgin, işte bu nadir, çok katmanlı portrelerden biridir.
12 Eylül darbesinin gölgesinde cezaevi yatmış, Almanya’da insan hakları mücadelesi vermiş ve tüm bunları romanlarına nakşetmiş bir kalem… Peki, Şakir Bilgin kimdir ve eserleri neden yakın tarihimiz için birer belge niteliğindedir?
Bu makalede, Bolu-Mengen’den Köln’e uzanan fırtınalı bir yaşam öyküsünü mercek altına alıyoruz.
Erken Dönem ve Almanya Yolculuğu
1951 yılında Bolu’nun Mengen ilçesinde doğan Şakir Bilgin, öğretmen kökenli bir aydındır. Bolu Erkek Öğretmen Okulu ve İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü’nü bitirdikten sonra, eğitimci kimliğiyle Anadolu’nun köylerinde görev yaptı.
Ancak kaderi, 1970’lerin sonunda spor akademisi eğitimi (Köln Spor Yüksek Okulu) için gittiği Almanya’da değişecekti. Gurbetçi işçilerin sorunlarıyla yakından ilgilenen Bilgin, orada sadece bir öğrenci değil, aynı zamanda bir hak savunucusu oldu.

12 Eylül ve Cezaevi Yılları: “Güneş Her Gün Doğar”
1980 darbesinin karanlık bulutları ülkenin üzerine çöktüğünde, Şakir Bilgin Türkiye’ye dönmüştü. 1983 yılında, siyasi görüşleri ve sendikal faaliyetleri nedeniyle tutuklandı.
İstanbul’daki askeri cezaevlerinde geçirdiği 3 yıllık tutukluluk süreci, onun yazarlık kimliğinin demirle ve betonla dövüldüğü dönemdir. Bu dönemde yaşadığı işkenceler, direnişler ve insan onuru mücadelesi, daha sonra kaleme alacağı eserlerin temel harcı oldu.Tıpkı Nietzsche‘nin acıyı olumlaması gibi , Bilgin de cezaevini bir okula dönüştürmüştür.
Uluslararası Af Örgütü ve Alman Yazarlar Birliği’nin yürüttüğü yoğun kampanyalar sonucu özgürlüğüne kavuşan Bilgin, tekrar Almanya’ya dönmek zorunda kaldı. Ancak bu kez yanında bavuluyla değil, “yazılacak ağır hikayelerle” gitmişti.
Eserleri ve Edebi Kişiliği
Şakir Bilgin’in romanları, “tanıklık edebiyatı” türünün güçlü örnekleridir. O, hayal kurmaz; hatırlar ve hatırlatır.
- “Güneş Her Gün Doğar” (1988): Belki de en bilinen eseridir. Cezaevi günlerini, umudun en zor şartlarda bile nasıl yeşerdiğini anlatır.
- “Sürgündeki Yabancı” (1998): Almanya’daki Türklerin, iki kültür arasında sıkışmışlığını, ne oraya ne de buraya ait olamama (Araf) halini işler.
- “Bir Daha Susma Yüreğim”: 12 Eylül ile hesaplaşmanın ve suskunluğun bozulmasının romanıdır.
Şaşırtıcı Bir Kariyer Dönüşümü: İş Dünyası
Şakir Bilgin’i diğer “toplumcu gerçekçi” yazarlardan ayıran en ilginç detay, cezaevi sonrası kariyeridir. Genellikle siyasi sürgünlerin marjinalize olduğu bir dünyada, o iş dünyasının zirvesine çıkmayı başarmıştır.
Öğretmenlikten sonra, Türkiye’nin dev markalarında (Öztürkler Petrol, İkbal Gıda gibi) üst düzey yöneticilik yapmış, disiplini ve vizyonuyla “solcu yazar” stereotipini kırmıştır. Bugün Köln’de kurduğu Dünya Verlag (Dünya Yayınevi) ile hem yayıncılık yapmakta hem de kültürel köprüler kurmaya devam etmektedir.
Sonuç: Unutmaya Karşı Bir Hafıza
Şakir Bilgin, sadece bir romancı değil, Türkiye’nin demokratikleşme sancılarının canlı bir tanığıdır. Eserleri, 1980 kuşağının yaşadığı travmaları gelecek kuşaklara aktaran birer “hafıza kutusu” gibidir.
Onu okumak; sadece bir hikaye dinlemek değil, bir dönemin ağır kapısını aralayıp içeriye bakmaktır.
📌 Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
1. Şakir Bilgin neden hapis yattı? 12 Eylül 1980 darbesi sonrası, siyasi görüşleri, öğretmen örgütlenmesi ve sendikal faaliyetleri nedeniyle “düşünce suçlusu” olarak yargılanmış ve 3 yıl askeri cezaevinde kalmıştır.
2. Hangi edebi akıma mensuptur? Eserleri “Toplumcu Gerçekçi” akıma yakındır. Ancak klasik köy edebiyatından ziyade; kentli, politik ve göçmen sorunlarına odaklanan modern bir gerçekçiliği benimser.
3. Şu an nerede yaşıyor? Yaşamını büyük ölçüde Almanya’nın Köln şehrinde sürdürmekte, yayıncılık ve yazarlık faaliyetlerine orada devam etmektedir.





