Metafizik; varoluşun, varlığın ve dünyanın doğasıyla ilgilenen felsefe dalıdır. Tartışmasız bir şekilde felsefenin temeli olarak kabul edilen bu alanı Aristoteles "ilk felsefe" (veya bazen sadece "bilgelik") olarak adlandırır ve onun "ilk nedenler ve şeylerin ilkeleri" ile ilgilenen bir disiplin olduğunu belirtir.
Metafiziğin Temel Soruları ve Tarihsel Kökeni
Metafizik şu tür sorulara yanıt arar: "Gerçekliğin doğası nedir?", "Dünya nasıl var olmuştur ve yaratılışının kaynağı nedir?", "Dünya zihnin dışında var mıdır?", "Maddi olmayan zihin, fiziksel bedeni nasıl etkileyebilir?", "Eğer nesneler varsa, bunların nesnel doğası nedir?" ve "Bir Tanrı (veya birçok tanrı ya da hiç tanrı) var mıdır?"
Etimolojik olarak Yunanca "metaphysika" (kelime anlamıyla "fizikten sonra") terimi, başlangıçta Aristoteles'in külliyatında fizik konusunu işleyen bölümlerden sonra gelen kısımları belirtmek için kullanılmıştır. Daha sonra, klasik metinler üzerindeki Orta Çağ yorumcuları tarafından fiziksel olanın "üstünde" veya "ötesinde" olan şeklinde yanlış yorumlanmış; bu durum zamanla metafiziğin fiziği aşan konuların incelenmesi haline gelmesine yol açmıştır.
Eleştiriler ve Metafiziksel Önermelerin Doğası
Metafizik, tarih boyunca farklı dönemlerde, özellikle David Hume, Immanuel Kant ve A.J. Ayer tarafından beyhude ve aşırı belirsiz olduğu gerekçesiyle eleştirilmiştir. Bir metafiziksel önermenin genellikle dünya veya evren hakkında makul görünen ancak nihayetinde ampirik olarak doğrulanması, test edilmesi veya kanıtlanması mümkün olmayan bir fikri ima ettiğini söylemek daha doğru olabilir.
Varlık, Bilinç ve Maddenin Doğası
Varoluş (süregelen varlık durumu), aksiyomatiktir; yani geçerli olmak için başka bir şeye dayanmaz ve daha "temel" önermelerle kanıtlanamaz. Çünkü varoluş tüm bilgiler için gereklidir ve doğruluğu kabul edilmeden reddedilemez (bir şeyin reddi ancak varoluş mevcutsa mümkündür). Bu nedenle "varlık vardır" ifadesi, hiçbir şeyin aksine bir şeylerin var olduğunu belirten bir aksiyomdur.
Bilinç ise var olan şeyleri algılayan ve tanımlayan yetidir. René Descartes, ünlü "Cogito ergo sum" (Düşünüyorum, öyleyse varım) formülasyonunda bilincin aksiyomatik olduğunu savunmuştur; çünkü zihninizi reddetmek için yine zihninizi kullanırken, zihninizin varlığını mantıksal olarak reddedemezsiniz. Ancak Descartes'ın netleştirmediği nokta, bilincin var olanı algılayan bir yeti olduğu ve işlev görebilmesi için kendi dışında bir şeye ihtiyaç duyduğudur. Varlığın önceliği ilkesi, varlığın birincil, bilincin ise ikincil olduğunu savunur; çünkü algılanacak bir şey olmadan bilinç var olamaz. Bilinç gerçekliği yaratmaktan sorumlu değildir, aksine tamamen gerçekliğe bağımlıdır.
Maddenin doğasına ilişkin erken dönem tartışmaları, tek bir temel ilkeyi (Monizm) belirlemeye odaklanmıştır: Thales suyu, Anaksimenes havayı, Anaksimandros "Apeiron"u (tanımlanamayan sonsuzluk) ve Herakleitos ateşi temel ilke olarak öne sürmüştür. Demokritos ise modern bilim tarafından kabul edilmesinden yüzyıllar önce atom teorisini (Atomizm) tasavvur etmiştir.